Tarsus Kaymakamlığı Hoşgeldiniz 

   
T.C. İçişleri Bakanlığı e-icisleri projesi Bilgi Edinme İnsan Hakları Başvuru Formu e-mevzuat bilgi sistemi TC Kimlik no sorgulama Resmi Gazete
 


 

 
 

 
 

Bulunduğunuz Yer: İlçemiz  >>   Atatürk ve ilçemiz

    
 Atatürk ve Tarsus
 

 

 Bu içeriği yazdırmak için tıklayın...  Yazı tipini küçültmek için tıklayın.  Yazı tipini büyütmek için tıklayın.

TARSUS'A İLK GELİŞİ


Büyük zaferden 6 ay sonra, henüz Lozan Barış Antlaşması imzalanmamış ve İstanbul işgal altında idi. Fransız işgal kuvvetlerine karşı büyük bir direnişle karşı koyan kahraman Çukurovalıları görebilmek için Gazi Mustafa Kemal güney illerine geziye çıkmaya karar vermiştir. Henüz yeni evlenmiş ve evliliğinin 45ci günü dahi dolmamıştır.

12 Mart 1923 gecesi trenle Ankara'dan hareket eden Gazi Mustafa Kemal ve beraberindekiler önce Adana, Mersin sonra da Tarsus'u şereflendirmişlerdir. Ankara'dan hareket eden ve güney illerine gelen tren ilk kez Yenice istasyonunda karşılanmıştır.

Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın Tarsus'a konuk olmak üzere ilk gelişi ise 17 Mart 1923 tür. 17 Mart 1923 günü, Mustafa Kemal ve beraberindekiler Adana'dan Mersin'e geçmiştir. Geceyi Mersin'de geçireceği sanılırken, Mersin'de dört saat gibi kısa bir süre kaldıktan sonra ani bir kararla Tarsus'a gelmek istemiştir. 17 Mart 1923 günü akşama doğru trenle Tarsus'a gelen Gazi Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekilere Tarsus'ta muhteşem bir karşılama töreni hazırlanmıştır.


 

Gazi ve beraberindekiler trenden iner inmez İttihat ve Terakki Mektebi'nin (Türk Ocağı İlkokulu) ilkokul çocuklarından oluşturulan bir bando takımı Kemal Paşa Marşı'nı çalıyordu. O gün Mustafa Kemal Paşa'nın üzerinde askeri bir giysi vardı. Kurtuluş Savaşı'nda ve Tarsus'un düşman işgalinden kurtulması için mücadele etmiş milis gazileri, mücahitler, savaş sırasındaki giysileri ve silahları ile Mustafa Kemal Paşa'yı karşılamaya gelmişlerdi.


İstasyondan şehir içerisine yürüyerek giden Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekilere  (eşi Latife Hanım, milletvekillerinden Damar Arıkoğlu, Kılıç Ali, Refik (Koraltan), Başyaver Salih (Bozok), yazar İsmail Halil (Sevük), Tarsuslular büyük bir coşku ile sevgi gösterilerinde bulunuyorlardı. Tarsus tren istasyonundaki karşılamada Mustafa Kemal Paşa, Libya emiri Ahmet Sinusi ile dostça ve hararetle kucaklaştı. Şeyh Sinusi ile Mustafa Kemal'in dostluğu Kuzey Afrika'da Trablusgarp Savaşı'nda başlamıştır. Birinci Dünya Savaşı çıktığında başkomutan ve padişah damadı Enver Paşa'nın daveti üzerine İstanbul'a gelen Şeyh Sinusi, daha sonra savaş yüzünden ülkesine dönememiş, bir süre Tarsus'ta kalmıştır. Şeyh Sinusi, İstiklal Savaşı'nda Milli Hareket'e gönülden destek veren tek Arap lideri olma özelliği taşımaktadır.

Mustafa Kemal ve beraberindekiler tren istasyonundan şehre (şimdiki Park Caddesi'nden) bir müddet yaya olarak yürüdüler. Mustafa Kemal Paşa'yı görebilmek için yolları dolduran Tarsuslular büyük bir coşku seliyle dalgalanıp duruyordu. Mustafa Kemal kalabalık arasında, neşe ile selamlar vererek ilerlerken beklenmedik bir olayla karşılaştı. Üzerinde milis kuvvetlerine ait çete kıyafeti olan bir kadın, Mustafa Kemal'in yolunu keserek ve ayaklarına kapanarak, gözyaşları içinde ;

"Bastığın toprağa kurban olayım Paşa'm!"

diye haykırıyordu. Mustafa Kemal Paşa kendini ayakları üzerine atan kadını yerden kaldırmak için eğilirken, bu kadının Fransızlara karşı çete savaşların katıldığı, Kurtuluş Savaşı'nda çeşitli cephelerde çarpışan ve "Kara Fatma" lakabıyla anılan "Adile Çavuş" olduğunu Paşa'nın kulağına fısıldadılar. Böylesine duygulu bir olay karşısında gözleri yaşaran Paşa, kadının elinden tutarak onu ayağa kaldırdı. Kadının güneşten kararmış yüzüne ve ışıl ışıl yanan kahverengi gözlerinin derinliğine minnet dolu başkışlarını yönlendirirken;

"Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksıné" diyerek, Kara Fatma lakabıyla anılan Adile Çavuş ile birlikte yürümeye başladı.

Yollara dökülen Tarsuslular, Ulu Önder için adım başı kurbanlar kesiyorlardı. Paşa, adım başı kesilen kurbanlara bakamıyordu. Kurban kesilmemesini Tarsuslulardan rica etti.

Tarsus'a geldiği günün akşamı Mustafa Kemal Paşa ve eşi Latife Hanım, Mehmet Rasim (Dokur) Bey'in evini ziyaret etti. (Bu ev daha sonra Ziraat Bankası ve Şehir Kulubü olarak kullanılmış ve Ebuşuş'un Konağı adı ile anılmış, 1970 li yıllarda yıkılmıştır.) Atatürk ve eşi Latife Hanım o günün akşam yemeğini Rasim Bey'in evinde yemişlerdi.

Rasim Bey öğrenimini Sorbonne'da yapmış olup,bir süre Mısır'da savcılık görevinde bulunmuştur. Anadolu'nun Akdeniz sahillerini gezerken Tarsus'u çok beğenmiş ve 1896 yılında Mısır'daki dokuma fabrikasını Tarsus'a taşımıştır.

Tarsus, Fransız işgalinden kurtulduktan sonra fabrikasının bütün makinelerini, batı cephesindeki Türk ordusunun çadır, bez ve elbise ihtiyaçlarını karşılamak üzere gece gündüz çalıştırmıştır. Bütün bunları zamanında cepheye ulaştıran Rasim Bey,  büyük zaferin sonunda gönderdiği malzemenin faturası Milli Savunma tarafından ödeneceği sırada, büyük bir fedakarlık daha yaparak;

"Ben fabrikamda üreterek türk ordusunun kullanması için cepheye gönderdiğim bütün malzemeyi, Türk ordusuna hediye ettim. Bir kuruş kabul etmem"

demiş ve büyük bir vatanseverlik örneği göstermiştir.

 

Mustafa Kemal ve eşi Latife Hanım, aynı günün akşamı kendilerine hazırlanan ve daha sonraki yıllarda Halk Evi, C.H.P. ilçe binası ve Belediye Binası olarak kullanılan görkemli bir taş binada kaldılar. (Bu bina 1960yılında yıkılarak yerine eski Belediye Binası yapılmıştır. Bugünlerde de bu binanın yeri park haline getirilmiştir.) Bu binada kaldıkları süre içinde Mustafa Kemal ve eşi Latife Hanım'a Dr. Ali Tars ve eşi Nimet Hanım ile avukat Fikri (Ünlü) Bey'in eşi Fitnat Hanım hizmet etmişlerdir.

Tarsus kaymakamı olan Mehmet Ali Bey (Refet (Bele) Paşa'nın bacanağı) Mustafa Kemal ve eşi Latife Hanım'ın en iyi şekilde ağırlanması için Dr. Ali Tars ve eşi Nimet Hanım'ın yardımlarını istemişlerdir. Evdeki eşyalar tamamen yenilenmiştir. Yatak odası için, birkaç ay sonra evlenecek olan Muvaffak Ziya (Uygur) Bey'den (daha sonra uzun yıllar Tarsus Belediye Başkanlığı yapmıştır) İstanbul'dan getirilen yatak odası takımı istenmiştir. Rasim Bey'in evinden de obeli tül bir cibinlik getirilmiştir. Tarsuslu hanımlar tül cibinliği özenle hazırlayıp, Paşa ve eşi Latife Hanım'ın kalacağı yatak odasını süslü ve görkemli bir hale getirmişlerdir. ayrıca, Tarsus'taki hemen her evden pahalı ve güzel halılar toplanmış, evin içi halılar ile döşendikten sonra artan halılar da Mustafa Kemal ve beraberindekilerin geçeceği yollara serilmiştir.



 

O günlerde Mustafa Kemal'in böbreklerinden rahatsız olması Tarsus'ta da duyulduğu için çok ivedi bir şekilde sıcak ve soğuk su akmasını sağlayan alafranga bir banyo evin en uygun köşesine yaptırılmıştır.

Mustafa Kemal, Nimet Hanım tarafından hazırlanan evin yatak odasını görünce,

"Bak Latife, bu güzel yerde balayımızı geçireceğiz" demiştir.


Mustafa Kemal ve eşi Latife Hanım'ın kaldığı binanın çevresi sabaha kadar Tarsusluların coşkulu bekleyişine tanık oldu. Anadolu'da ilk elektrik Tarsus'ta yandığı için, kaymakamlık binasının önündeki meydanda yanan elektrik ışıklarının ve Mustafa Kemal'in kaldığı evin çevresinde sabaha kadar meşalelerin ve ateşlerin aydınlığında Tarsuslular davul, zurna eşliğinde halaylar çekmiştir. Çoğu kişi yere bağdaş kurup oturarak, Milli Mücadele ve Çukurova ile ilgili hatıralarını birbirlerine anlatmıştır. Arada bir evin balkonuna çıkan Mustafa Kemal, Tarsusluları selamlayıp içeri giriyordu. Mustafa Kemal'i kaldığı evin balkonunda dahi görebilmek için meydandaki kalabalık gecenin geç saatlerine daha da artıyordu. Gecenin hayli ilerleyen saatlerinde Mustafa Kemal balkona çıkıp;

"Sevgili Tarsuslular, lütfen istirahat edin, evlerinize çekilin, dinlenin!" gibi sözler söylemesine rağmen, binanın çevresindeki Tarsuslular Paşa içeri girince tekrar yere oturarak sabaha kadar binanın çevresinden ayrılmadılar.

O gece Mustafa Kemal'e, Tarsus'ta üretilen içkiler ikram edildi.

18 Mart sabahı Mustafa Kemal ; "hiç adetim değildir ama şu güzel balkonda bir kahvaltı etmek istiyorum" deyince, süratle her şeyiyle mükemmel bir kahvaltı sofrası hazırlanmıştır. Bunun dışında Mustafa Kemal ve eşi evde hiç yemek yememişlerdir. Mustafa Kemal, 18 Mart 1923 sabahı Tarsusluların dinmeyen sevgi gösterileriyle halkın arasına karıştı. Gazi, üzerindeki askeri giysileri çıkarmış, sivil giysiler giymişti. O günün sabahında şelaleye gidildi. Şelalede Mustafa Kemal ile birlikte Tarsus'a gelen Laz muhafızla Karadeniz oyunları, Adana Erkek Lisesi öğrencileri de çeşitli yöresel oyunlar oynadılar. Mustafa Kemal, Latife Hanım ve beraberindekilere, şelalenin huzur veren sesleri arasında Tarsus'un ünlü baklavası ve ayranı ikram edildi. Mustafa Kemal ayranı pek sevdi. Bol bol marul yiyen Mustafa Kemal ve eşinin birçok fotoğrafları çekildi. Mustafa Kemal marul yerken çekilen bir fotoğrafı üzerine Latife Hanım'ın; "Paşa, tam marul yerken çıktınız" demesi üzerine Paşa şu cevabı verdi; "Ne yapalım, paşasın dedilerse marul yeme demediler ya!" dedi.


Buradaki çekilen fotoğrafların büyük kısmını Muvaffak Ziya Bey çekmiştir.)

 

Şelaleden dönüşte Şeyh Sinusi'nin, Camii Cedit (Yeni Cami) Mahallesindeki evini ziyaret eden Mustafa Kemal, bu ünlü arap şeyhi ile uzun uzun sohbet etti. Şeyh Sinusi, Mustafa Kemal ve eşi Latife Hanım'a iki Arap atı ile birçok hatıra eşya hediye etti. (Şeyh Sinusi’nin evi şu anda İbrahim Kozacıoğlu’na ait olan Camii Cedit Mahallesi’nde, 37 sokak üzerinde 47 nolu binadır.)

Şeyh Sinusi’nin evini ziyaretten sonra Tarsus Türk Ocağı binasına giden Mustafa Kemal, burada gençler ile uzun süre sohbet etti. Şimdiki Emniyet Merkez Karakolu’nun bulunduğu ve uzun yıllar Tekel Binası olarak hizmet veren, işgal yıllarında Fransızlar tarafından rahibe mektebi olarak kullanılan bu bina, o yıllarda Türk Ocağı Binası olarak hizmet veriyordu. Mustafa Kemal burada Tarsuslu gençlere uzun bir söylevde bulundu;


 

“Tarsus gençlerini takdirle selamlarım!

Devletin hayatı da bireylerin hayatı gibi üç dönem geçirebilir. Eski Osmanlı, hayat dönemlerinin üçünü yaşadıktan sonra yokluğa karıştı. Onun yerine yeni Türk Devleti geçti. Yeni Türküye Devleti bütün Türklük karakterini, yani onun dinç, kararlı, erdemli dünyalarını kendinde toplamıştır. Gençler biz size geçmişten, geçmişin boş inançlarından, geçmişin kalıntılarından arınmış bir yeniden doğuş getirdik. Olaylardan, olayların gerekliğinden beliren bu doğuş, sizin pek değerli katılımınızla, aydın çabalarınızla çıktı. Bu doğuşu büyütüp, geliştirmek bizlerden sizlere yönelir. Bu görevde başarı kazanacağınıza gördüğüm kanıtlar ışığında pek çok güçlerle inananlardanım.

Saygıdeğer gençler, hayat uğraştır. Bundan ötürü hayatta yalnız iki şey vardır; yenmek, yenilmek. Size, Türk gençliğine bıraktığım ve verdiğimiz vicdan armağanı yalnız ve her zaman yenmektir ve inançlıyım her zaman yeneceksiniz.


Ulusun yükseltilmesinin şartları için yapılacak şeylerde, atılacak adımlarda asla kararsız olmayın. Ulusu o yükseliş yerine ulaştırırken, önümüzdeki engellere hep beraber karşı koyacağız. Bunun için her türlü gücünüze, bilginize başvuracak, fakat sonunda kayıtsız şartsız o amaca ulaşacağız.

Gerek burada gerek gezdiğim bütün yerlerde genç arkadaşlarımız hep sizler gibi duygulu, kararlı ve gözü pektir. Bu ülke bundan dolayı şimdiden geleceğin parlak ışıklarını görmekle kıvançlıdır. Bu ulus sizin gibi gençleriyle, layık olduğu çağdaş uygarlığı bulacaktır.

Beni çok mutlu ettiniz. Buradaki kararlı sözlerinizle sevinçliyim. Size ve arkadaşlarınıza ve Tarsus halkına teşekkür borçluyum”

Mustafa Kemal Türk Ocağı’ndaki hatıra defterine ise şu notları yazmıştır;

“Tarsus Türk Ocağı namı altında birleşen ve Türk harsını (kültürünü) yükseltmek gibi kıymetli bir vazife ifa eden Türk Gençliği’ni takdir ederim.

Temenni ederim ki, dernek (ocak) bu dakikadan itibaren Tarsus’ta Türk’ün sönmez ocağının yandığını ismi ile de ilan etsin. 

18-19 Mart (1923) Gazi”

Aynı hatıra defterine Latife Hanım da şu satırları yazmıştır;

“Güzel Tarsus’un Türk Gençliği’ne..

Sizlerden ayrılırken en samimi muvaffakiyet temenniyatımı yine aranızda bırakıyorum.

18-19 Mart 1339 (1923) Latife Mustafa Kemal”

Türk Ocağı’ndan ayrıldıktan sonra Belediye Binası’na giden Mustafa Kemal burada kentin sorunlarıyla ilgili bilgiyi o günün belediye başkanından aldı. Mustafa Kemal belediye binasında vatandaşlarla konuşurken sohbet sırasında Tarsuslular Mustafa Kemal’den bir dilekte bulundular. Savaş sona erdiği için, halkın ellerindeki silahlar4 toplanıyordu. Tarsus’ta Milli Mücadele’ye katılmış kahramanlar;

“Paşam, bizim silahlarımızı toplamayın! Aslında biz bu derme çatma silahlarla Fransızlara karşı koyduk. Bunların bizde büyük hatıraları var. Allah göstermesin, başımıza tekrar böyle bir felaket gelirse yine o derme çatma silahlara sarılırız. Ne olur, bunlar devletin emaneti olarak bizde kalsın! Biz bunları yurdumuza gelecek düşmandan başkasına kullanmayız ki!” dediler.

Mustafa Kemal tebessüm ederek;

“Olur, olur! Yalnız bu bölge için olur!” karşılığını vererek Tarsusluların ricasını olumlu karşıladı.

Mustafa Kemal Paşa’nın Tarsus gezisinde Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti’nin 2. Reisi ve Tarsus Müftüsü Hilmi Efendi’nin oğlu Taha (Toros) ezberlediği bir kahramanlık şiirini Mustafa Kemal’e ve eşi Latife Hanım’a okuyarak, coşkulu kalabalığın büyük alkışını ve Mustafa Kemal Paşa’nın takdirini kazanmıştır. Müftü Hilmi Efendi’nin oğlu Taha’nın okuduğu şiiri Tarsuslu Jön Türklerden Münif Efendi yazmıştır. Mustafa Kemal’e okunan şiir metni şöyledir; 

“Hoş, hoş geldin kahraman Gazi!

Yurdumu düşmandan kurtaran Gazi,

Bayrak ol göklerde dalgalan Gazi,

Hoş, hoş geldin Tarsus’a kahraman Gazi!”

Tarsus’ta bulunan birçok tarihi yeri gezen Mustafa Kemal ve beraberindekiler Ulu Camii’nde uzun incelemelerde bulundular. Mustafa Kemal ve eşi Ulu Camii avlusundaki mermer  fıskiyeye ve havuzuna hayran oldular.

Tarsus içerisindeki gezilerinin büyük bir kısmını yaya olarak yapan Gazi ve eşinin üzerine konakların pencerelerinden gül suları ve çiçekler serpildi.

Bugünkü Öğretmen Evi’nin yerinde bulunan eski Türk Ocağı İlkokulu o yıllarda İttihat ve Terakki Mektebi adıyla anılıyordu. 18 Mart 1923 günü öğleden önce eşi Latife Hanım ile birlikte bu okula gelen Mustafa Kemal, okulda sorduğu bir soru üzerine öğrencilere hiçbir sportif hareket yaptırılmadığını öğrendi. Burada öğrencilere sportif hareketler yaptırdı.

İttihat ve Terakki Mektebi’nin 6. sınıfında Gölcüklü Abdullah Efendi, tarih dersi veriyordu. Sınıfta 13 öğrenci vardı. Ulu Önder bu sınıfa girdi. Öğretmen Abdullah Efendi, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Viyana seferini anlatıyordu. Mustafa Kemal dersi dinledi ve dersin bitiminde Abdullah Efendi’ye; “ Bu Viyana seferi hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusunu yöneltti. Abdullah Efendi; “Aman efendim, bu konuda fikir yürütmek ne haddime” diyerek, çekimser bir tavır aldı. Bunun üzerine Mustafa Kemal, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın Viyana seferi ile ilgili düşüncelerini şöyle aktardı;

“Bu sefer ne amaçla yapıldı? Yani Viyana önlerine kadar giden ordumuzun oraya gidiş amacı neydi? Harplerin amacı ya ekonomiktir ya da stratejiktir. Bu sefer hangi amaçla yapıldı? Viyana’yı aldığımızı düşünelim. Bundan sonrası ne olacak? Kuşatma sonunda ordunun bozguna uğrayarak yenilmesi üzerine, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’yı yargılayacak bir harp divanı yok mu idi? Bu yenilginin esas suçlusu acaba Merzifonlu Kara Mustafa Paşa mı idi?”

Konu ile ilgili düşüncelerini aktardıktan sonra Öğretmen Abdullah Efendi’ye dönerek;

“ Hoca efendi, tarih derslerini ezber olarak öğretmeyin. Sebeplerini ve lüzumunu karşılaştırmalı bir şekilde, sonuçtan ders alınabilecek bir şekilde öğretin.” diyerek, o günün tarih dersi anlayışı üzerine fikirlerini ve düşüncelerini Tarsuslu gençlere aktardı.

18 Mart 1923 günü öğle yemeğine Alifakılı Yakup (Koçoğlu) Ağa, Mustafa Kemal ve eşi Latife Hanım’ı davet etti. Şimdiki Adalet Pasajı’nın bulunduğu yerde Hacı Salih Ağa’nın evinde hazırlanan öğle yemeğine Mustafa Kemal ve beraberindekiler katıldı. Atatürk burada Tarsuslu çiftçilerle birlikte yemek yedi.

Aynı gün Tarsus Çiftçiler Yurdu’nu ziyaret eden Mustafa Kemal, burada yaptığı uzun konuşmasında önemli mesajlar verdi.

“Aziz çiftçiler! Şimdiye kadar sizi anlayan, sizin büyük ruhunuzu takdir eden bu arkadaşınızın, sizin için neler düşündüğünü bundan sonra da inşallah maddi meyveleriyle ödemiş olacaksınız. Bu husus için şimdi burada fazla söz söylemeyi gereksiz sayıyorum. Yalnız bir iki kelime arz edeyim; şimdiye kadar, yani bir buçuk yıl öncesine kadar, vatanın birçok unsurları içinde en çok sıkıntı, zorluk, acı çeken sizdiniz. Bunun sebebi sizinle uğraşılmamasıydı. Sizi düşünen pek az kimse vardı. Siz çiftçiler, o eski hükümette umumiyetle hemen hiç düşünülmüyordunuz. Sizi ne zaman düşünürlerdi, bunu çok iyi bilirsiniz. Siz savaş olunca ya da hazinelerini doldurmak gerekirse hatırlanırdınız. Çalışan sizdiniz, kazanan, ölen sizdiniz. Hepiniz de biliyorsunuz ki memleketiniz şu iki şeyin memleketidir; biri çiftçi öteki asker. Biz çok iyi çiftçi ve çok iyi asker yetiştiren bir milletiz. İyi çiftçi yetiştirdik çünkü topraklarımız çoktu. İyi asker yetiştirdik çünkü o topraklara kasteden düşman fazladır. O toprakları sürenler, o toprakları koruyanlar hep sizlersiniz. Bundan sonra da daha iyi asker olacağız ama bundan sonra asker oluşumuz artık eskisi gibi başkalarının hırsı, şan ve şöhreti, keyfi için değil, yalnız ve yalnız bu aziz topraklarımızı korumak içindir.

... paranızı, hayatınızı dış düşmanların tasallutundan (yağmasından) kurtarmak, bu memleketin dış düşmanlara esir olmasına izin vermemek ne kadar lazımsa, aynı zamanda ve onlardan daha fazla bir uyanıklık ile iç düşmanlara, içteki zararlı adamlara da dikkatle bekçilik yapmak ve onların her hareketini gözden kaçırmamak zorundayız.” dedi.

Mustafa Kemal, Tarsus’ta geçirdikleri ikinci gece, misafir kaldıkları evin sakinleri ile tanışmak istediklerini belirttiler. Bunun üzerine Doktor Ali Refik (Tars) Bey, eşi Nimet Hanım, Nimet Hanım’ın annesi Hülkiye Hanım (Ferik Ali Rıza Paşa’nın kızı), Reji memuru Fuat Bey ve eşi Tenasüp Hanım hep birlikte Mustafa Kemal konukları ayakta karşıladı. Doktor Ali Refik Bey’in eşi Nimet Hanım;

“Sizi Tarsus kadınları adına selamlarım, efendim!” dedi.

Mustafa Kemal teşekkür ettikten sonra;

“Şöyle buyurun, aile gibi oturalım!” diyerek ev sahiplerini rahatlatmaya çalıştı. Sohbet esnasında Gazi;

“Çocuklarınız var mı?” diye sordu.

Doktor Ali Refik Bey “Evet, var.” dedi. Mustafa Kemal “Çocukları getirin de sevelim!” deyince Doktor Ali Refik Bey, Güzin ve Ümran isimli kızlarını yataktan kaldırıp Mustafa Kemal’in ve Latife Hanım’ın kucağına getirdiler. Mustafa Kemal iki kız çocuğunu sevgi ve şefkatle kucağına aldı. Nimet Hanım’ın yazdığı şiiri Güzin ezbere Mustafa Kemal’e okudu.


“ Türk kızıyım, Türk kızıyım,

Bu vatanın yıldızıyım.

Mini mini ellerimle,

Çıtır pıtır dillerimle,

Askere dua ederim,

Hem de gözyaşı dökerim.

Peygamber duydu ahımı,

Allah verdi muradımı,

Sebep sensin Kemal Paşa,

Askerinle bin yaşa!”

 


Mustafa Kemal şiiri dinledi, güldü ve memnuniyetini belirterek Güzin ile Ümran’ın isimlerini sordu. İsimler söylenince;

“Bunlar Arapça isimler, bunlar artık geride kalacak, Türkçe isimler kullanacağız. Güzin’in adı Gazne, Ümran’ın adı da Turan olsun!” diyen Mustafa Kemal, Türkçe'nin yabancı sözcüklerden arındırılmasının gerekliliğini anlattı.

Mustafa Kemal 19 Mart günü, sabahın erken saatlerinde Konya’ya gitmek üzere büyük bir kalabalık arasında istasyona geldi. Kendini götürecek olan trenin penceresinden Tarsuslulara el sallayarak şöyle seslendi;

“Tarsuslular! Sizleri, Tarsus’u hayatım boyunca gönlümde taşıyacağım!”





GAZİ MUSTAFA KEMAL’İN TARSUS’U İKİNCİ ZİYARETİ

 

Mustafa Kemal ve eşi Latife Hanım, 20 Ocak 1925 tarihinde Tarsus’u ikinci kez ziyaret ettiler. 20 – 27 Ocak 1925 tarihleri arasında Tarsus ve Mersin’de bir hafta kalan Mustafa Kemal’in yanında 2. Ordu Müfettişi Fahrettin (Altay) Bey, Bayındırlık Bakanı Fevzi (Pirinççi zade), Tarım Bakanı Zekai (Apaydın) Bey, bazı milletvekilleri ve yaverler vardı. Mustafa Kemal o günlerde Ankara Orman Çiftliği’nden ayrı olarak güneyde de bir örnek çiftlik kurmak istiyordu.

Tarsus’ta Berdan Irmağı’na yakın bir alanda Mustafa Kemal’e o yıllarda İçel Milletvekili olan Niyazi (Ramazanoğlu) Bey tarafından Atatürk Orman Çiftliği yapabileceği bir alan gösterildi. Tarsus Çayı’nın taşkın alanı içinde olan bu hazine arazisini Atatürk beğenmedi. Taşkın alanı dışında kalan diğer hazine arazisinin ise Niyazi Bey tarafından satın alındığını öğrendiği zaman da sinirlenerek, eski Tarım Bakanı Zekai (Apaydın) Bey’in tavsiyesi ile Silifke’nin Tekir Köyü’ndeki boş hazine arazisine çiftliğin kurulmasına karar verdi.

Tarsus’a ikinci gelişinde Atatürk Orman Çiftliği’nin Tarsus’ta kurulması fırsatını kaçıran Tarsuslulara Atatürk’ün bir başka güzel anısı kalmıştır.

Tarsus’ta kaldığı evde, Tarsuslularla birlikte iken eşi Latife Hanım’a verdiği bir işaretle Latife Hanım harekete geçti. Atatürk o yıllarda kılık kıyafet değişimi ile ilgili gezdiği yerlerde halkın davranışını değerlendiriyordu.

Latife Hanım, Atatürk’ün işareti üzerine giysilerini değiştirerek salonda bulunan Tarsusluların huzuruna çıktı. Başörtüsü olmayan, sade ve çağdaş bir giysi ile Atatürk’ün yanına oturan Latife Hanım’a Tarsuslular parıldayan gözlerle bakarken Atatürk’ün;

“ Bu değişik kıyafeti nasıl buldunuz?” sorusuna Tarsuslular;

“Çok güzel Paşa’m!” cevabını verdiler. Tarih boyunca konumu gereği pek tutucu davranmayan, devamlı yenilikten yana olan Tarsuslular, böylesine modern ve çağdaş anlayışta bir giysiyi takdirle, sevinçle karşılamışlardı.

Atatürk Tarsuslulara;

“Türk kadını bundan sonra bu kıyafeti giyecektir.” dedi.

Aynı toplantıda erkeklerin şapka giymesiyle ilgili fikirler de tartışılmış ve benimsenmişti.


GAZİ MUSTAFA KEMAL’İN TARSUS’U ÜÇÜNCÜ GELİŞİ

 

Mustafa Kemal Tarsus’a üçüncü kez 10 Mayıs 1926 günü gelmiştir. Beraberinde Sabiha (Gökçen), Rukiye ve Zehra adındaki manevi kızları, Özel Kalem Müdürü Hasan Rıza (Soyak), Genel Sekreteri Tevfik (Bıyıklıoğlu) ve Başyaveri Rusihi vardı. 5 Ağustos 1925 tarihinde boşandığı için eşi Latife Hanım bu gezide yoktu. Tarsus’ta fazla kalmayan Ulu Önder Mersin’de üç gün dinlendikten sonra, Ertuğrul yatına binerek Taşucu’na, oradan da Silifke’nin Tekir Köyü’ndeki Atatürk Orman Çiftliği’ne inceleme yapmak üzere gitmiştir.


 


GAZİ MUSTAFA KEMAL’İN TARSUS’U DÖRDÜNCÜ GELİŞİ

 

Hatay sorununa büyük önem veren ve bu konu ile ilgili çalışmalar için güneye gelen Atatürk 19 Kasım 1937 tarihindeki gezisinde Tarsus’a uğramıştır. Yanında Başbakan Celal Bayar, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya ve bazı milletvekilleri bulunmaktadır. Tarsus Parkı’nı çok seven Atatürk, burada havuz başında uzun süre dinlenmiştir. Bu ziyarette yanında göz doktoru Şakir Ahmet bey ile Sabiha Gökçen de bulunmakta idi.


ATATÜRK’ÜN TARSUS’A SON GELİŞİ

 

20 Mayıs 1938 günü mersin’e gelen ve burada üç gün kalan Atatürk, özellikle Hatay davasıyla ilgili görüşmelerine ağırlık vermiş, Türk dilinin zenginliğiyle ilgili araştırmalarını ve bilgilerini anlatmıştır.

Mersin’den sonra 23 Mayıs 1938 günü, saat 12:30‘da trenle hareket ederek, Tarsus’a son ziyaretini yapan Ulu Önder Atatürk’ü Kaymakam Mehmet Ali Oran, Belediye Başkanı Muvaffak Ziya Uygur, Garnizon Komutanı ve Belediye Meclis üyeleri ile Tarsus’un tanınmış kişileri karşılamıştır. Tarsus Parkı’nda yarım saate yakın halkla görüşmüştür. Bu görüşme sanki bir veda ziyareti havasında geçmiştir. Buradaki kısa görüşmeden sonra trene binerek Adana’ya geçmiştir.


ATATÜRK’ÜN TELGRAFI

 

Cumhuriyetin kuruluşunun 15. yıldönümünde Tarsus Belediye Başkanı Muvaffak Ziya Uygur Bey’in Ankara’ya, Atatürk’e çektiği kutlama telgrafına cevaben Gazi’nin çektiği telgraf;

“Size de kutlu olsun. K. Atatürk”


 
Bu yazı Tarsuslu değerli yazar Hikmet ÖZ'ÜN kitabından alınmıştır.



 

Tarsus© 2013
En iyi görüntüyü 1024*728 çözünürlükte Internet Explorer 4.0 ve üstü ile elde edebilirsiniz.